Özellikle sosyal medyanın hayatımızın büyük bir parçası haline gelmesiyle birlikte kendimizi başkalarıyla kıyaslamak çok daha kolaylaştı. Kusursuz görünen ciltler, ideal kabul edilen bedenler, her an bakımlı ve enerjik görünen insanlar… Bir süre sonra fark etmeden kendimize şu soruyu sormaya başlayabiliyoruz:
“Ben neden böyle görünmüyorum?”
Oysa gördüğümüz şey çoğu zaman bir insanın hayatının tamamı değil, seçilmiş bir anıdır. Işıklar, açılar, filtreler ve düzenlemeler güzellik algımızı olduğundan farklı bir noktaya taşıyabilir. Başkasının en iyi anını, kendi günlük halimizle karşılaştırmak ise kendimize karşı yaptığımız en haksız kıyaslamalardan biridir.
Güzellik, bir başkasına benzediğimizde ortaya çıkmaz.
Tam tersine, bizi biz yapan detaylarda saklıdır. Bir gülüşte, bakışta, mimikte, tenimizde, saçımızda, tarzımızda… Hatta zamanla yüzümüze yerleşen çizgilerde bile.
Bu nedenle güzellik konusunda kendimize sürekli yeni standartlar koymak yerine, kendimizle kurduğumuz ilişkiye bakmak önemlidir.
Kendine bakmak; başkasından daha güzel olmak için değil, kendini iyi hissetmek içindir.
Bir cilt bakımına zaman ayırmak, kendimize küçük bir mola vermek, aynaya baktığımızda kendimizi eleştirmek yerine olduğumuz halimizi kabul edebilmek… Bunların hiçbiri bir yarışın parçası değildir.
Çünkü güzellikte kazanmak ya da kaybetmek yoktur.
Kendini başkalarıyla kıyaslamadan, kendi güzelliğini fark edebilmek vardır.
Belki de güzelliğe bakışımızı değiştirmek için en doğru yer burasıdır: Daha güzel olmaya çalışmak yerine, zaten kendimizde var olan güzelliği görmeyi öğrenmek.
Her yüz farklıdır. Her hikâye farklıdır. Her insanın güzelliği de kendine özgüdür.
Ve güzellik, başkasını geçtiğimiz anda değil; kendimizle barıştığımız anda anlam kazanır.
“Ben neden böyle görünmüyorum?”
Oysa gördüğümüz şey çoğu zaman bir insanın hayatının tamamı değil, seçilmiş bir anıdır. Işıklar, açılar, filtreler ve düzenlemeler güzellik algımızı olduğundan farklı bir noktaya taşıyabilir. Başkasının en iyi anını, kendi günlük halimizle karşılaştırmak ise kendimize karşı yaptığımız en haksız kıyaslamalardan biridir.
Güzellik, bir başkasına benzediğimizde ortaya çıkmaz.
Tam tersine, bizi biz yapan detaylarda saklıdır. Bir gülüşte, bakışta, mimikte, tenimizde, saçımızda, tarzımızda… Hatta zamanla yüzümüze yerleşen çizgilerde bile.
Bu nedenle güzellik konusunda kendimize sürekli yeni standartlar koymak yerine, kendimizle kurduğumuz ilişkiye bakmak önemlidir.
Kendine bakmak; başkasından daha güzel olmak için değil, kendini iyi hissetmek içindir.
Bir cilt bakımına zaman ayırmak, kendimize küçük bir mola vermek, aynaya baktığımızda kendimizi eleştirmek yerine olduğumuz halimizi kabul edebilmek… Bunların hiçbiri bir yarışın parçası değildir.
Çünkü güzellikte kazanmak ya da kaybetmek yoktur.
Kendini başkalarıyla kıyaslamadan, kendi güzelliğini fark edebilmek vardır.
Belki de güzelliğe bakışımızı değiştirmek için en doğru yer burasıdır: Daha güzel olmaya çalışmak yerine, zaten kendimizde var olan güzelliği görmeyi öğrenmek.
Her yüz farklıdır. Her hikâye farklıdır. Her insanın güzelliği de kendine özgüdür.
Ve güzellik, başkasını geçtiğimiz anda değil; kendimizle barıştığımız anda anlam kazanır.